Saat gece 2'yi geçiyordu.
Annemin ağladığını duyup uyandım.
Ağlamak değil aslında inlemek. İçinizi burkan, karnınıza oturan türden bir ses.
Yatağın kenarında oturmuş, dizini tutuyordu. "Artık kalkamıyorum bile" dedi.
Yıllardır süren diz ağrısı yine nüksetmişti. O tanıdık ağrı, kalçadan dize doğru, sanki içeride sıcak bir bıçak geziyormuş gibi (o öyle tarif ederdi bana)
Ve ben orada sadece öylece durdum. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bir sağlık profesyoneli olarak bile.
Denenebilecek her şeyi denetmiştim : egzersizler, masaj teknikleri, buz, ısı, dizlikler...
Hiçbiri birkaç saatten fazla işe yaramıyordu.
"Uzmanlar" da daha iyi değildi:
- Fizyoterapisti mi? Haftada iki seans, her biri yüksek ücret. Rahatlama, eve dönüş yolunda bitiyordu.
- Ağrı yönetim doktoru mu? Kortizon enjeksiyonları önerdi — geçici, tekrarında etkisi azalan.
- Ortopedisti mi? Ameliyatı gündeme getirdi. Beraberinde uzun iyileşme süreci ve garantisi olmayan bir sonuç. Bir doktor olarak ameliyatın her zaman gerekmediğini buna rağmen gereksiz şekilde yönlendirildiğini ne yazık ki biliyordum...
O gece bir şey içimde kırıldı.
Annemin, ağrı kesicilere bağımlı hale gelmesini izlemeyecektim.
Bu konuda savaşa girdim.